10 bin metre finali gibi

Süper Ligimizin on ikinci haftası, her nedense 10 bin metre uzun mesafe koşularını anımsattı bana. Namı yürümüş, adlarını rekorlara ve madalyalara yazdırmış Etiyopyalı Bekele ve Gebreselassie ile Büyük Britanyalı Mohammed Farah ve uzak geçmişten yine Etiyopyalı Yifter’in koşuları da bizdeki şampiyonluk yarışlarına benziyordu. Aradaki rekabet ne kadar kızışırsa kızışsın, eninde sonunda onlar kazandı. Yarışın bazı turlarında öne geçmesine izin verdikleri olurdu… Bazen de – serbest dönemlerde  tavşanlar, takım arkadaşları öne geçerler, tempoya ayar çekerlerdi. Ama son turlarda her şey çözülürdü. Fırtına finişlere tanık olurduk.
Süper Lig’e dönersek… 12. Hafta bence çok dikkate değer bir gelişmeyle sona erdi. Lider Galatasaray Hatay’a yenildi. Fenerbahçe zor Adana deplasmanında Demirspor’la golsüz berabere kaldı. Adana Demirspor üçüncü sırada devam ederken Trabzonspor, Beşiktaş, Kayserispor ve Antalyaspor üçer puanlık sonuçlarla “başaltı” grubunu oluşturdular. Lider Fenerbahçe ve takipçisi Galatasaray, o gruptan 9 puan öndeler.
Süper Lig,12. haftadan sonra “milli araya” girdi. Büyük yarışın ancak üçte biri geride kaldı, diyebiliriz. Finişe 26 hafta var daha. Yapraklar düşecek, çiçekler açacak, köprülerin altından çok sular geçecek.  Bugünden maç sonuçlarına bakarak Mayıs ayına dönük ahkam kesmek, kesin hüküm vermek hiç de doğru olmaz.
Hele bu “başaltı” grubu varken, çok dikkatli olmak gerekiyor. Adana Demirspor, Trabzonspor, Beşiktaş, Kayserispor ve Antalyaspor ortalığı çok karıştıracak gibi görünüyor. Patrick Kulivert, Abdullah Avcı,Rıza Çalımbay, Recep Uçar, ve Nuri Şahin, takımlarına futbol oynatıp çok çarpıcı sonuçlar aldılar. Filmin devamında yeni sürprizlere, sarsıcı sonuçlara da hazır olalım.
Açıkçası, şu anda “ikili” düelloya benzeyen şampiyonluk yarışının en azından “üçlü” bir trioya dönüşebileceğini düşünüyorum.
Kendi adıma yine de şunu söylerim : Tıpkı 10.000 metre şampiyonları gibi… İkisinden biri birinci olur, diye tahmin ediyorum. Yanılırsam, önemli değil. Şampiyonluk hesaplarında ikili, belki de üçlü averajlar da dikkate alınır.. Bu durum düelloda biraz huzur kaçırır ama, Süper Lig’in marka değeri yükselir. Rekabet, insanlık tarihindeki en büyük maceradır. Sanattan bilime, ticaretten askerliğe ve spora kadar, büyük eserler, teknolojik buluşlar, büyük markalar, çetin savaşlar ve unutulmaz maçlar hep büyük rekabetlerin sonucunda doğarlar. Elbette en acı yanı, son örneği Gazze’de süren, çocukların kurban edildiği savaştır. O yüzden barış içindeki sportif rekabeti öpüp de başımızın üstüne koymak gerekir.
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal ile Galatasaray Teknik Direktörü  Okan Buruk için de eleştiriler var. Bence insaflı ve anlayışlı olmak gerekir. Edin Dzeko’nun kendisinin de canını sıkan düşük performansı, İcardi’nin “iğneli ve özverili” gayretlerinin karşılık bulamaması, Kadıköy’de stoper, Florya’da sol bek sorunlarının bir türlü çözülememesi, öteki golcülerin de yorgunlukları böyle sıkıntılar çıkarabilir.
Bırakın biraz dinlensinler. Meraklanmayın, “milli ara” işe yarar…
O halde Milli Takım’a başarılar!

Teşekkürler Beşiktaş

Beşiktaş Kulübü, Aboubakar’la ilgili “4 ay sonraki alacağını istiyor” ifadesiyle ilgili açıklamalar yaptı ve sakatlık öncesinde gelecekteki alacağına mahsuben ödeme yapıldığını bildirdi. Aboubakar’ın sakatlığı ile para konusunun farklı olduğunu bildirdi. Biz dumanı gördük, yazdık… Onlar ateşin daha önceden yakıldığını söylediler. Teşekkür ederiz. Bu arada tüm futbolcular için açıklama yapan Sağlık Kurulu koordinatörü Dr. Tekin Kerem Ülkü’ye de özellikle teşekkür etmek gerekiyor. Aylardan beri hastalık ve sakatlıklarla ilgili bütün meraklı sorularıma karşı sessiz kaldılar. Adece sustular… Nihayet, yani!

Hep beraber Burak Yılmaz’ı üzdük

Beşiktaş kulübünden her türlü ilgili, yetkili ve taraftar Burak Yılmaz’la yaptığım röportaja tepki gösteriyor. Sosyal medyada kıyamet kopuyor.… Demecini yalanlaması isteniyor. Burak Yılmaz bunu yapacak adam değil… Yine de kalbi kırılmış. Şimdi açıklama sırası bende.. Ey okuyucu, sevgili Beşiktaşlılar, Burak Yılmaz’la çok uzun bir söyleşi yaptım. Bu söyleşide bir çok konuyu ve kişiyi konuştuk. Hakçası ve açıkçası “Abi şu anekdotu yazma, bu durum sende kalsın” gibi uyarıları da oldu. Benim de bildiklerim, duyduklarım vardı. Şimdi itiraf edeyim: yarım asrı geçen meslek hayatımda, zaman zaman bazı şeyleri her şeye rağmen yazmaktan kendimi alamıyorum.. İnsanları kırıyorum, üzüyorum. Artık Burak’ı daha fazla üzmeyelim. Vicdan sahiplerine duyurulur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x